30 Ekim 2011 Pazar

Bişeyler de konuş dedin sen istedin. O zaman şimdi sen susuyosun salt ben konuşuyorum. Ağzını hiç açmadan, söylediklerime gerekçelerinle karşı çıkmadan mutlak sessizliğini koruyarak dinlemelisin beni. Yoksa çok geç olur...
Ne demiştim sana daha evvel? Ben senden evlenme teklifi zart zurt beklemedim hiç aslında. Zira biliyorumki evlilik denen şey insanlığın uydurduğu bir mesele ve mühim olan şu hayatta sıra arkadaşını bulabilmek. Okulun ilk günü senin hiç fikrin alınmadan öğretmenin yanına oturttuğu sıra arkadaşından bahsetmiyorum ama. Üçüncü sınıftayken okul değiştirdiğimde hiç farkında olmadan yuvadan gelen çocukların yanına oturmuştum misal. Sonra öğretmen diğer öğrencilerin yanına çağırmıştı beni gel ipek arkadaşlarınla tanış diyerekten. Bi anlam verememiştim öğretmenin beni yuva çocuklarının yanında kaldırıp, 'forslu' diye hiç bilmediğim bi kelimeyi dillerinden düşürmeyen kızların yanına oturtmasına. Öte yandan ilk ders günü öğrencilerin birbirini tanıması için sırayla önce isimlerini sonra anne babalarının ne iş yaptığını söyletmenin mantığı nedir ki aslında? Amaç çocuklar birbirini bilsin kaynaşsın ise eğer en sevdiği rengi sor misal ya da bin kez izlese bıkmayacağı bi çizgi film vardır elbet onu sor. Kimse bilmez ama aklı bişeye ermez sanılan o küçücük çocuk dinlerken nedense fena halde midesini bulandıran o tanışma seansından sonra bir sonuç çıkarır hemen kafasında. Anne babası doktor ya da avukat olanlar muhtmelen zengin ve şımarıktır zira anaokulundan edindiği deneyimler bu yöndedir. İşçi, söfor ya da kapıcı çocukları onun arkadaşlık edebileceği tayfadandır. Şu yuvadan gelen çocuklarla ilgili bir deneyimi yoktur anaokulunda hiç karşılaşmamıştır çünkü ama pek sevimli gelmektedirler gözüne nedense. Geriye bi tek çözemediği şu serbest meslek sahibi kısmı kalmıştır pek bi kafasını karıştıran.
O öğretmenin bilmediği bir şey daha vardır. Bu merasimi fazla gereksiz bulan çocuk o öğretmeni hiç affetmez aslında. Sanılanın aksine küçük çocuklar pek bi bağışlayıcı olmaz. Lakin büyüdükçe bu durum tersine döner. Büyürken o kadar çok şey görür ki, hepsini birden aklında tutamaz unutur gider. Yeteri kadar büyüdüğünde karşısındaki hırpalamış bile olsa onu, çok canını acıtmış da olsa, sevmişse onu eğer affeder yine de ne yapsa. İşte benim sana hiç kızamamam hep affetmem bundandır sevgilim.
Ben bunlardan bahsetmeyecektim aslında. Başka şeyler dicektim. Bi hayalim var dicektim. O hayalde senle ben gül gibi geçinip gidiyoruz bi görsen nasıl güzel hem dicektim. Fakat girizgagı fazla uzattım. Vakit de geç oldu.. Sonra derim artık..

2 Ekim 2010 Cumartesi

CAP!

Uzun zamandır aklına yer etmiş olsa da bu fikir, bir cumartesi akşamı evde kalmış olmanın da verdiği sıkıntıyla   bir heves açılmış olan bu bloğun ne kadar kalıcı olacağı şaibeli midir? Evet şaibelidir, lakin bir şans verilmesinde bir kötülük var mıdır? Hayır, yoktur, hem niye olsundur =)
Son olarak tabi bir de şunun sorulması lazım gelmektedir:
   Cap ou pas cap?
   Yukarıda da yazdığım üzere 'Cap!'